If You Can Dream It You Can Do It
1 Elma + 1 Armut = 2 Şizofren

O değilde ben hep bu şizofrenlerin kafasını merak etmişimdir. Mesela bir odada iki şizofren var desem odada bir şizofren ve onun hayali arkadaşı mı oluyor yoksa iki şizofren ve iki hayali eleman mı oluyor? Veya bu şizofrenlerin gördükleri insanlar da mı şizofren?

Belki de bu şizofrenler olmayan insanlar yarattıklarının farkındadırlar da hangisi gerçek hangisi yalan ayırt edemiyorlardır.

Neyse işte sonuç olarak ben şizofren değiliz.

Orjinallik

Özgün ve değişik olabilmek şu sıralar iyi bir yere ulaşmak için önemli sanırım. Orijinal olmak insanlara yarar sağlıyor. Tabi biz insanlar özgünlüğün de suyunu çıkardık. Herkes farklı olunca değişim normal olmaya başladı. Bu nedenle artık neyin farklı neyin klasik olduğunu ayırt etmek zorlaştı. Aslında farklı olmak uğruna değil de kendisi olmak uğruna çalışan insanlardan oluşan bir dünya ne kadar farklı veya özgün olurdu bizim için. Gerçi yine ilk baştaki gibi bizim orijinalliğimiz onların klasikliği olduğundan şimdiki duruma dönerdik. Paradoks böyle bir şey olsa gerek.

Vay Ececim hayranların var bakıyorum. Hayranlarına buradan bir şey demek istiyorum: Ece'nin yazıları çok güzel, Ece benim bebeğim, aşkım ve benim cinim. (Cinim dediğim canım değil he, bildiğiniz "cin") Değerini bilin. Neyse hepinizi öptüm :*

Bildiğimiz cin. Kuran çarpsın cin :D

Yazıların sanki çok yanlızmışsın gibi ama dışardan hiç bu şekilde görünmüyosun yazılarını okumasam aklımın ucundan bile geçmezdi bu halin, aslında bu bi soru değil ama işte yazıyım dedim
Anonymous

“Yalnız” yalnız böyle yazılıyor. Ben çok takığımdır.

Öyle belli etmelik bi’ şey değil zaten yalnızlık bence herkesin yalnız olduğu zaman/durumlar var sonuç olarak.

Ölüm her şeyi değiştirirmiş

Hani bir sahne gerçekleşir hayatınızda ve onu unutamazsınız ya. Bu onlardan biri işte…

2011 Kasımıydı. Ne çok uzak ne çok yakın. En yakın dostlarımdan birinin babası öldü. Haberini almam çok sürmemişti. Mesaj attım arkadaşıma geliyorum yoldayım dedim. Gelme evde değilim dedi.

Sonra oraya vardığımda kız kardeşini etkilenmesin diye üst kata çıkardığını öğrendim. Tek damla gözyaşı dökemeden. Kendi babası için üzülemeden…

12 Kasımdı doğumgünü. Tanrının babasına işlediği cinayetten tam bir gün sonraydı. Babasının cenazesinin olduğu, babasını sonsuza kadar toprağın altına gömeceği gün doğmuştu. Onun laneti de buydu.

Cenazeye topluca gitmiştik. Camii’de abisinin bütün arkadaşları vardı, kendisininse hemen hiç bir “dostu” orada değildi. Etrafında insanlar dolanıp dduruyordu. Mont vereninden moral verene… Arkasında bekledim; belki sarılır, ağlar, destek ister diye.

Tek bir gözyaşı dökmedi halbuki. Hayatımda gördüğüm en derin bakışlardı onunkiler… Sonsuza gidiyordu sanki, o gözlerle babasını aradığına inanabilirdiniz. Önünde onlarca erkek namaz kılmaya başlayınca annesinin kucağındaki küçük kız kardeşinden çığlıklar yükseldi.

Yanına iyice yaklaştım o sırada. Gözlerinin içine bile bakamadan “Doğum günün kutlu olsun?” dedim.

Şimdi bile rüyalarımda görüyorum bu yarım saati. Belki yanında olurum demiştim, belki morali düzelir demiştim ama hiçbir şey değişmedi. Hala yüzüne bakarken gözümü kaçırdığıma pişman olurum. Sanki kaçırmasam çok farklı olacakmış gibi…

aynadakisen:

demoncolbert:

365 movie challenge

day six — dead poets society (1989)

@danisman

Sorun bende değil SG’de!

Beş aydır Österreichisches Sankt Georgs Kolleg denen okuldayım, haftada yirmi iki saat almanca görüyorum, Dativ-Akkusativ olayını çözdüm, her sınavda en az 120 kelimelik yazılar yazıyorum, geçmişli-gelecekli konuşuyorum

ama hala Tschüs yazısını tüçüs diye okuyorum!